16 Kas 2009

gülümsemeyi asla unutma...

Günlerden pazartesi. Ev işleri pek yoğun olur, hafta sonu kargaşasından çıkıldığından. Yoğunluk arasında oturdum bir kaç arkadaşa yorum yazayım derken, blogcudaki arkadaşların blogları açılmadı. Rastgele şifre denedim açıldı. Demek ben pek şifre değişirmiyorum:)) Epeyce değişmiş blogcunun tipi. Güzel olmuş. Kendi bloguma girdim. Bir kaç eski yorum okudum. O zamanlar daha mı samimiymiş ortam ne! Mesela msn den çok görüşürdük oradaki arkadaşlarla. Lejardinim vardı mesela, dolunayım vardı, hasan cengiz hocam vardı, asmakilitim vardı, şekerciğim vardı, vardı da vardı. Özledim hepsini. Neyse işler beni bekler. Eskilerden bu kartı buldum. Koyayım dedim. Ciwciwe gelsin özellikle...

28 Eki 2009

başlıksız...

Bir dizi izliyorum, rastgele. Öyküdeki yeşil gözlü adamın bakışlarındaki hüzün içimi acıtıyor. Sevdiğine bakıyor, belli ki kavuşması imkansız. Gözleri hüzün yüklü. Gülsün istiyorum bu yeşil gözlü adamın bahtı artık. Herşey istediği gibi olsun. Çilesi bitsin. Gülsün bu yeşil gözlerin içi istiyor içim. Ama ne çare! Biliyorum filmlerde, dizilerde asla gülmez esas adamla esas kızın yüzü. Hep daha beter dertler gelip bulur. Hep göz yaşı vardır. Hep hüzün. Hep ıstırap...

18 Eki 2009

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM ^_^



Bugün benim doğum günüm. En sevdiğim yaştayım. (^_^ 29) İstanbul'da, kardeşimin yanındayım. Bütün gün hava güzeldi ve ben en sevdiğim yerde, deniz kıyısındaydım. Martıları, denizi, rüzgarı dinledim. Yüzümde yaşımın verdiği bir gülümseme, kulağımda sevdiğim arkadaşlarımın, dostlarımın sesi, yanımda kanımın bana kattığı huzur... Ne güzel bir gündü...

13 Eki 2009

Ne yapsam ne yapsam
Bir hamak alıp sallansam
Kurtulur muyum bunalımdan
Hamakta sallansam

29 Eyl 2009

Bu Deniz!





Bu denizi özledim ben. Ölümden konuşup, ölümü daha çok hatırlayınca daha çok özledim tabii ki. Yağmur çiselerken bir kuytuya sığınıp çok bekledik bu denize bakarak. Çok güldük, çok eğlendik,çok korkular yaşadık, çok endişelendik, çok ağladık, çok şarkılar söyledik akşamlarında kardeşimle bu deniz kıyısında. En çok ayaklarımı içine sokmasını, yürümesini sevdim eteklerimi toplayıp bazen "toplama eteklerini, ıslansın" diyen sesi dinleyip ıslanarak. Şu taşlar var ya gördüğünüz, hani irili ufaklı, çok acıttı ayaklarımı, hatta kesti bile. Ben yine de , acıtan taşlarına rağmen sevdim bu denizi. Mavisini başka, kokusunu başka, köpüklerini başka sevdim hemde. Uzaklarına bakmayı sevdim bu denizin ben. İçinden geçen gemilerin ardından türküler yakmasını sevdim. Çok özledim bu denizi çok hem de...

26 Eyl 2009

Ufuk Çizgisi


Bu fotoğrafı aldığım blog sahibi arefe günü vefat etmiş. Yaşı benden bir kaç yaş daha büyük. Belli ki yaşanmışlıkları benden epeyce fazla.Üzüldüm, Allah rahmet etsin. Sevdiklerine sabırlar diliyorum...
Bugün dışarıda hava rüzgarlıydı. Artık arabamızda olmadığından nedense üşenir olduk dışarıya çıkmaya. Yürümeyi severiz yanlış anlaşılmasın ama bu tatil gününü evde, tembellik yaparak geçirelim istedik.
Evin reisi olta bağladı kendine, evin oğlu bilgisayara kilitledi kendini, evin kızı dedesiyle gezmeye gitti -yatmaya gelir sanırım-. Ben de internet okuyuculuğuna vereyim kendimi dedim. Rastgele adreslerde gezerken, okurken Ufuk Çizgisi bloguna takıldım. Vefat etmiş olması üzdü doğrusu. Tanıyamamış olmak, geç kalmış olmak burukluk bıraktı bende. Merak ettim. Nasıl biri olduğunu çıkartmaya çalıştım, son yazdıklarından ilk yazdıklarına doğru okuyarak. Üzgün bir insanın ruh hali yansıdı üzerime. Çıkıp biraz yürüyüş yapma isteği çok anlamsız geldi birden.
Ufuk Çizgisinin çocuklarını düşündüm. Yıllar sonra blogunu okuduklarında babalarının neler düşünecekler acaba? Buralara yazdıklarımız hep miras mı kalacak bizden sonrakilere? Bazen eskiden tuttuğum günlükleri yok etme isteği duyarım. Benden başka kimse bilmesin duygusu mudur bu?Bilmiyorum. Çocuklarım yazdıklarımı okusa ne düşünür diye düşünmüşümdür hep. Oğluşum bir araştırma yazımı okumuştu da şaşırmıştı anne senin düşüncelerinde böyle mi gerçekten diye.
Kasvetli bir hava var dışarıda. Yağmur yağmalı esasında. Temizler herşeyi, yıkar. Ölüm; kaçınılmaz bir gerçek! Çok yaşayan 100 yaşına kadar yaşamış şairin dediğine göre. Ama her ölüm erken yine de. Ölüm üzerine kendimle konuştuğumda dedemi hatırlarım. Ona dua okuma arzusuyla dolar taşar içim. Yıllar sonra köyüme gittiğimde, doğru düzgün bir taşı bile olmayan dedeciğimin mezarının başında ağlarken anlamıştım ölümün gerçek olduğunu. En sevdiğimdi dedem. En sevdiklerime kavuşabilmek için o kapıdan birgün ben de geçeceğim. Daha bana sıra gelmez gibi geliyor ama bilinmez ki sıranın kimde olduğu. Ardımızda hayırla, duayla anan olur inşallah...

19 Eyl 2009

iyi bayramlar